5 Şubat 2018 Pazartesi

Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini

Uçurtma Avcısı
Khaled Hosseini
Everest Yayınları
375 sayfa


Arka Kapak

Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.

Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

Kitaptan Alıntılar


“...yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?”

"Çocuklar boyama kitabı değildir, onları en sevdiğin renge boyayamazsın."

"Özü sözü doğru olanların ortak yönü de budur: Karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar."

Dürüst olunduğu sürece korkaklık Dünyanın sonu değildir. Ama ne zaman ki bir ödlek kim olduğunu unutur... Işte o zaman Allah yardımcısı olsun.

Her günahkâr, günahı ölçüsünde cezalandırılacaktır!

Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.

Kaybetmeyi, acı çekmeyi yaşamın gerçeği sayar, hatta gerekli görürüz. Sonra da, zendagi migzara, deriz: Hayat devam ediyor.

Bir kez olsun nerede olduğunu ve neden gittiğini sormadı; o da hiç anlatmadı. Galiba bazı öykülerin anlatılması gerekmiyor.

Anlamıyorum," dedim. Canım bir şeye vurmak istiyordu. " Demek istediğim, anlıyorum da aklım almıyor.

Ortalık dağıldığında onu toplayabilirsin demişti babam bir keresinde. Ama bir ruh dağıldığında onu toplayamıyorsun.

Bazı insanlar, bir başkası uğruna fedakarlık yapmak için fazlasıyla bencil doğar. Gözyaşlarının inci olduğunu görünce, ağlamak için sevdiğini öldürür.

Şu kendini her şeyden üstün gören maymunların sakalına tüküreyim. Tespih çekip anlamadıkları bir kitabı ezbere tekrarlamaktan başka ne bilirler.

Uzun zaman önce okuduğum bir şeyi anımsadım: Çocukların dehşetle baş etme yöntemi budur: uyuyakalmak.

Sana ne olacağını soruyorsun öyle mi? Bunca yıldır bütün çabamın, sana öğretmeye çalıştığım şeyin tek amacı, seni bu soruyu asla sormayacak biri yapmaktı!'

Hümeyra'yla ikimiz, bütün dünyaya karşı. Sana şu kadarını söyleyeyim, Emir can: Sonuçta, mutlaka dünya kazanır..

Ama biz emeklemeyi birlikte öğrenen iki çocuktuk ve hiçbir etnik köken, toplumsal sınıf ya da din bunu değiştiremezdi.

Ona imreniyordum. Onun sırrı açığa çıkmıştı. Dile dökülmüştü. Üstesinden gelinmiş, icabına bakılmıştı. Ağzımı açtım, az kaldı ona her şeyi anlatıyordum. Ama anlatamadım. Süreyya Taheri'nin yüzlerce bakımdan, benden kat kat üstün biri olduğunun farkındaydım. Cesaret, bunlardan yalnızca biriydi.

"...Bir dakika kadar öylece durdum; bugüne kadar yaşadığım en uzun dakikadır. Saniyeler tek tek, damla damla akıyor, birbirini izleyen saniylerin arasında bir sonsuzluk uzanıyordu..."

Bunu söylemek ağır geliyor tabi, diye ekledi, omuzlarını silkerek ; Ama yalanla kendini kandırmaktansa gerçekle yüzleşmek iyidir.

Öyleyse bir şeyler yapın kardeşim! Madem Arapsınız, o hâlde Filistinlilere yardım edin!

Zaman çok açgözlü bir şey - bazen, bütün ayrıntıları çalıp kendisine saklıyor.

Yeniden iyi biri olmak mümkün.


Benim Yorumum


Uçurtma avcısı bir Afgan tarafından yazılmış ilk ingilizce roman. Bu roman Afganistan doğumlu Amerikalı yazar Khaled Hosseini tarafından yazılmış. Dünyanın en tehlikeli yerlerinden biri olarak kabul edilen Afganistan'ın başkenti Kabil'de yaşayan bir Peştun olan Emir adında bir çocuğun hikayesi anlatılıyor. Emir doğarken annesini kaybediyor ve daha sonra Amerika'ya gidiyor. Oranın yeni kültürüne uyum problemleri yaşıyor. Çocukluk arkadaşı Hasan ile aralarında geçenler ve bunun Emir üzerindeki sosyal ve psikolojik etkileri anlatılıyor romanda. Hasan ve Emir ikisi de Afgan ama Emir bir Peştun iken Hasan bir Hazara. Peştunlar Afganistan'ın çoğunu oluşturuyor. Hazaralar ise Afganistan'ın yüzde dokuzunu oluşturan bir azınlık. Kökenleri ise Moğollara dayandığı sanılıyor. Romanda bu etnik kökenlerin etkileri de anlatılıyor. Romanın yazarı Khaled Hosseini de aynı başkahraman Emir gibi Afganistan Kabil doğumlu. Bu bölgelerde etnik kimlikler çok ve birbirlerini etkiliyor. Yazarın etnik kimliği ise Tacik asıllı. Khaled Hosseini 1965 doğumlu. O doğduğu zamanlar Afganistan'da monarşi var. Ailesi o henüz 5 yaşında iken İran'a yerleşiyor ve 3 sene sonra tekrar Kabil'e geri dönüyorlar. Döndükten birkaç ay sonra ise kırk yıllık monarşik Afgan lider Zahir Şahın kayınbiraderi bir darbe yapıyor ve monarşiyi devirerek cumhuriyeti ilan ediyor. Ama bundan sonra da Sovyetlerin etkisi ile orada komünist bir baskı başlıyor. Bunun üzerine bile tekrar taşınıyor. Önce Paris'e sonra Amerika'ya gidiyorlar. Bunları buraya yazıyorum çünkü uçurtma avcısı ne kadar kurgusal bir roman olsa da yazarın hayatına ilişkin pek çok etki görülüyor. Mükemmel bir roman olsa da keyifli bir roman değil. Çünkü dünyanın acı gerçeklerini anlatıyor. Buradan sonra spoiler yoruma geçeceğim. 



Spoiler ve Detaylı İnceleme


Kitabın ilk sayfalarında kafam karıştı dedim ne oluyor? Sonradan anladım tabi meğer baya duygusal bir giriş yapmış yazar. "Senin için, bin tane olsa yakalarım. " Vay be, çok dehşet bir roman. Hasan ve Emir'le giriş yaptık romana. 12 yaşında iki çocuk biri peştun biri hazara olması dışında gayet normal bir hayat yaşıyorlardı. 
"Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur Emir."
Emir'in babasını ilk başlarda pek sevmedim. Tamam bütün günahlar hırsızlık çeşitlemesidir felsefesi fena fikir değil. Ama domuz eti ve içkiyi savunmak için sebep gösterilemez. Ona kalırsa domuz eti ve içki sağlığımızı çalan şeyler. Ayrıca babanın din adamları hakkında genelleme yapması da hoşuma gitmedi. Haklı olduğu yanları var elbette. Ama çok dikkatli olmak lazım. Bir Müslüman olarak genelleme yapıldığında kaç kişinin kul hakkına girdiğimizi tahmin edebiliriz. Baba karakteri müslüman değil tabi fakat bu hareket doğru gibi görünüyor romanda. O yüzden bunu da burada belirtmek istedim. Daha da inanmayan varsa gıybet çeşitlerini araştırsın derim. 

Neyse konumuza dönelim. Rahim hanı görür görmez sevdim. Her zaman kibar biriydi ve dindar biriydi.

"Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın."
Bu sözü tüm ebeveynlerin öğrenmesi gerek. Konuyu çok güzel özetlemiş. Anne babalar çocukları genelde yönlendirmek için uğraşır. Kendi gençliğinde yapamadığı şeyleri çocuklarının yapmasını ister. İlk bakışta çok normal bir davranış gibi gözükse de hiç de normal değil. Vatana, dinine faydalı olduğu sürece her istediğini yapabilmesi lazım çocukların. Bu konuda da destek verilmesi gerek. Ne yazıkki çoğu çocuk bu desteği alamıyor ondan sonra diyoruz hayaller, hayatlar... 

Emir'in Hasan ile dalga geçmesi hiç hoş değildi. Hiç aklına ona okuma yazma öğretmek gelmedi. Bi de iyi dostum diyordu. Ama Hasan ona her zaman iyi davrandı. Tam bir vefalarlık örneği gösterdi. Onun kadar sadık biri bulmak gerçekten çok zor. Emir yine Hasan 'ı kandırıp hikaye uydurduğu zaman Hasan her zamanki gibi dikkatle dinliyordu. 
"Bu bana epeydir okuduğun en iyi öyküydü" dedi böylece yazar olma fikrini veren ilk kişi Hasan oldu aslında. İlk destekleyen de Rahim han oldu. Emir'e yazdığı mektubu çok iyiydi. 

Hasan'ın babası Ali'den bahsetmeden geçmek de olmaz. Tüm fiziksel engellerine rağmen o da çok iyi biriydi. Hasan'a hem annelik hem babalık yaptı. Hasan'ın annesine de sıra gelecek. 

Her şey güzel gidiyordu ta ki Assef ile tanışana kadar. Sosyobat kelimesinin ete kemiğe bürünmüş halini gördük. Tek gözlü Assef tabirini okuduk ama bu sadece bir tehditti. Daha sonra tekrar geleceğim bu konuya. Anladınız siz. 

Baba Hasan'ı çok seviyordu. Onun için cerrah bile getirmişti ama onu okula göndermemişti. Anlam veremiyorum. Sırf etnik kökeni farklı diye cahil kalması. 

Ve sonunda malum gün geldi. Turnuva günü... Emir çok heyecanlıydı. Bilmiyordu ki hayatı boyunca o günü unutamayaktı. Emir turnuvayı kazandı. Kabil'in en iyi uçurtma avcısı olan Hasan da mavi uçurtmanın peşinden gitti. Ondan sonra her şey değişti. Bu sayfaları okumak çok zor oldu. Roman buradaki olaydan yani Hasan'ın tecavüze uğramasından sonra daha da kederli bir hal aldı. Dayanamayıp kitabı yarıda bırakanlar var. Okurken insan olmaktan utandım resmen. Bir insan nasıl bu kadar alçalabilir nasıl... Yazar o duyguyu öyle bir vermiş ki o saatten sonra Emir'den nefret etmeye başladım. Emir Assef'ten bile kötü çıktı. Hani bir deyiş vardır kötülüğe göz yuman o suça ortak olur diye. Emir de aynen bunu yaptı. Hadi korkaksın bunu gördün en azından bundan sonrasında bir şey yapmaya çalış! İntikam almanın iyi bir şey olduğunu savunmasam da burada gerçekten intikam istedim. Yanına kalması daha da üzücü oldu. Assef sonradan cezasını aldı ama taa ne zaman...


"Hümeyra ile ikimiz, bütün dünyaya karşı. Sana şu kadarını söyleyeyim, Emir can: Sonuçta, mutlaka dünya kazanır. Düzen böyle. "
Bu fikre ne kadar katılmasam da Rahim han doğru söylüyor. Dünyayı yenmek düzenin dışında haraket etmek kolay değil.? 


Emir'in yaptığı diğer şeyleri yazmayacağım yazamam, yazık valla. Nasıl bir dostluk bu. Emir ihanet etti Hasan'a. Bir yandan da kendinden utandı. İçinde bir ses, vicdanı, sürekli bağırdı. Ama o hiç dinlemedi. Emir babaya da ihanet etti. Baba ve Ali'nin arasını bozdu ve istediği oldu. Ali ve Hasan gittiler. Suçunu telafi etmek yerine Hasan'ı gözünün önünden çekmeyi başardı.

"Bu, Hasan ile birlikte gittiğimiz Hint filmlerinden biri olsaydı, tam da bu noktada dışarıya fırlar, yalın ayak, sağa sola su sıçratarak koşardım. Arabanın peşine düşer, durması için çığlık çığlığa bağırırdım. Hasan'ı arka koltuktan dışarıya çeker, gözyaşlarım yağmur damlalarına karışırken, ona üzgün, çok üzgün olduğumu söylerdim. Sağanağın altında kucaklaşırdık. Ama bu bir Hint filmi değildi. Evet üzgündüm, ama ne ağladım ne de arabayı kovaladım. "
ve Hasan gitti... 

Çok zaman geçmedi, Emir ve baba da gitmek zorunda kaldılar. 
"Sana hiçbir şey öğretemedim mi? "
Burada babanın cesaretine hayran kaldım. Bizim Emir her zamanki gibi korkak davrandı. Ama Baba hiç tanımadığı bir kadının onurunu, namusunu korumak için Rus askere meydan okudu, göğsünü kurşunlara siper etti. Birinin bunu yapması lazımdı, söylemesi kolay ama orada olsak biz de bunu yapabilir miydik? 

Emir ve Baba Amerika'ya vardılar. Artık Amerika macerası başladı. Burada geçen "Altı Milyon Dolarlık Adam" tanıdık geldi bana. Kitapta hiç belirtilmemiş. Sadece protez ile ilgili bir espiri olarak geçiyor ama bilmeyen anlayamaz ki :)) Altı Milyon Dolarlık Adam eski bir dizi. Baya eski. Kaza geçiren bir adamın sakat kalması, daha sonra adama robotik bacakların takılması ile ilgili bir dizi. Yapılan operasyon maliyeti altı milyon dolar olduğu için dizi ismini buradan alıyor. Adam operasyon sonrası koşarak bir arabaya yetişiyordu. Oraya gönderme yapılmış. 

"...Çok teşekkür ederim, Bayan Dobbins ama artık sadaka istemiyorum. "
"On beş yıldır bu meslekteyim ve ilk kez birinin böyle bir şey yaptığını görüyorum."
...en büyük korkularından birini bertaraf etmiş oldu : bir Afgan tarafından, yardım parasıyla yiyecek alırken görülme korkusunu. 

Keşke herkes böyle duyarlı olabilse. Babaya bir kez daha hayran oldum. Hayat bu bir bakıyorsun zengin bir insansın bir bakıyorsun yardım parası ile geçinen biri. Ama değişmeyen şeyler vardı. Onurumuzu her zaman korumalıyız. Baba bunu çok güzel gösterdi bize... 

Sürekli Baba'nın istediği gibi yaşamaya çalışan Emir, bir klişe olarak işini ve eşini kendi seçmek istedi ve bu konuda ısrarcı oldu. Ama klişe dediğime bakmayın Baba ona engel olmadı tam tersine hep destek oldu. 
"Sana ne olacağını soruyorsun, öyle mi? Bunca yıldır bütün çabamın, sana öğretmeye çalıştığım her şeyin tek amacı, seni bu soruyu asla sormayacak biri yapmaktı! "
Baba burada çok güzel ifade etti ama kolay mı? İnsan babasının öleceğini öğrense nasıl tepki verebilir? Ve o ölüm anı gözünün önünde gittikçe yaklaşsa, izlemekten başka çaren olmasa... Hayal etmesi bile çok kötü. 

Baba hayatta iken yapacağı son şeyi de yaptı ve Emir Süreyya ile evlendi. 

"Herkes Şoravi'yle savaşırken öylece oturup ortalığın yatışmasını bekleyen, toz duman dağılınca da harekete geçip hükümetteki o küçük, şık koltuğunu geri isteyen biri... Öğretmenlik fazla para getirmeyebilir, ama yapmak istediğim iş, o! Öğretmenliği seviyorum, ayrıca sadakayla geçinmekten çok daha iyidir. "

Süreyya ne kadar bunları babasının yüzüne karşı söylemese de çok haklıydı. O da Emir gibi istediği mesleği yapmakta diretti. Helal olsun. Bit pazarından ben generali çalışıyor sanıyordum böylece bu yanlış anlaşılma da düzeltilmiş oldu. General Emir'in babası kadar olmasa da o da babaydı sonuçta. 

Emir'in babası öldükten sonra Emir ilk kitabını çıkarmış, evliliği üzerinden 15 sene geçmiş iken bir telefon tüm hayatını değiştirdi Emir'in. Rahim han çok hastaydı. Hasan'ın da tekrar olaylara nasıl dahil olacağını çok merak ediyordum. İlk başta o kadar kötü değildi durum. Emir'in Kabil'e değil Pakistan'a gitmesi gerekiyordu gitti de. Rahim handan Kabil'i dinledik. Her şey çok kötüydü. Ama benim asıl duymak istediğim Hasan'dı...

Rahim han Hasan'ı bulmak için Hazaracat'a gitmiş ve bulmuştu. Hasan'ın babası Ali ölmüştü, Hasan da evlenmişti. Bir çocuğu da olmuştu.

"Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur. "

Hasan'ın annesine kavuşması güzel olsa da mutlulukları fazla uzun sürmedi. Hasan da gerçekten çok iyi bir insan olduğunu kanıtladı. Önce affetti sonra bağlandılar Hasan ve annesi. Ve sonra annesi de bu dünyayı terketti. 

Hasan, Emir'e çok güzel bir mektup bırakmıştı. Meğer sonradan okuma yazmayı öğrenmiş helal olsun ya. Mektuptan anladığımız kadarıyla Rahim han uzun zamandır hastaydı. Eee kimin ne zaman öleceği belli olmaz. Hasan'ın mektubunu görünce öldüğünü tahmin ettim yoksa direk Hasan'ı görürdük. Hasan'ın oğlu Sohrab'ı ise bir yetimhaneye götürmüşlerdi. Burada Rahim hanın isteği belli oldu. Sohrab'ın Emir ile birlikte yaşamasını istiyordu şüphesiz. Kitabın sonunu tahmin ettim diyordum ama yazar daha son sözünü söylememişti. Daha ne sürprizler vardı kitapta... 

Hasan ve Emir'in kardeş olduğunu öğrendik. Daha doğrusu üvey kardeş. Şok oldum. Olayın kahramanları, Hasan'ın annesi, Emir'in babası ölmüş. Aradan yıllar geçmiş. Hasan bile ölmüş. Emir yeni öğreniyordu. Ali bile bilmiyordu. Vay be, vay be. Hatta Rahim han söylemeyecekti ama mecbur kalmıştı daha doğrusu kendini mecbur hissetmişti. Böylece Emir Kabil'in yolunu tuttu. Rahim handan duymak farklıydı görmek ise çok daha farklı. Kabil gerçekten çok kötü durumdaydı. 

"Aç olabiliriz ama yabani değiliz! O bir konuk! Ne yapmalıydım, yani? "

Misafirperverliğin böylesi. Haklısın Emir, çocuklar saatte değil yemeğe bakmışlardı... 
Burada söylenecek çok şey var belki. Ama yazamayacağım. Her sayfada başka bir sefalet başka bir zulüm okuduk. Okurken çok zorlandım...

Assef demişti Emir'e. Bu hesap kapanmadı diye. Assef'i orada görmek tekrar şok edici bir şey olsa da biraz düşününce gayet mantıklı geldi. Yıllar önce demişti ya Hasan. Tek gözlü Assef olursun demişti uyarmıştı. Sohrab'ın bu şekilde intikam alması ne kadar güzel oldu. Emir gülüyordu tabi güler. Yıllardır içini yiyip bitiren o suçluluk duygusu sonunda gitmişti. Cezasını çekmişti ölümü bekliyordu ama Sohrab kurtardı onu. 

Sonrasını hatırlıyorsunuz. Rahim han yalnız ölmek istiyordu. Arkasında bir mektup ve bolca para bırakıp gitti o da. Sohrab'ın kalacağı aile falan da hikayeydi tabiki. En başından belliydi. Rahim hanın bu yalanı söylemek için fazla uğraşması gerekmezdi. 

Tüm bu zamanlarda Süreyya Emir'den hiç haber alamadı. İlk fırsatta Emir geçmişten alarak sakladığı sır ile birlikte tüm olanları anlattı. Süreyya'nın kabullenmesi çok güzeldi. Zaten çocukları olmuyordu. Evlatlık konusu bile açılmıştı. Sohrab'a bakmaları resmen kaderlerinde varmış. Ama Sohrab'ı yurtdışına çıkarmak kolay olmadı. Bir daha asla yetimhaneye gitmeyeceksin demişti Emir Sohrab'a. Ama en kola yol tekrar yetimhaneye vermekti. Sohrab ise kendini şartlamıştı. Oraya geri dönmektense ölürüm diye. Az daha ölüyordu da. Emir'in onca çabasından sonra... 

Kitabın sonunda mutlu son bekliyordum. Ama kitap o kadar kederli gitti ki onu da göremedik. Devamı sanki okuyucuya bırakılmış. Umut vardır her zaman da olacak. Sohrab'ın tekrar konuştuğunu, mutlu olduğunu, çok yetenekli, başarılı, zeki bir çocuk olduğunu düşünmek istiyorum.  Ve son...

Uzun bir yorumun sonuna geldik. Kitaptan çok etkilendim. Yazarın diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Uçurtma avcısına 5 üzerinden 5 yıldız veriyorum. Size de tavsiye ederim. Vakit kaybetmeden okumaya başlayın derim. 


Hadi şimdiden iyi okumalar :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuduysan ses ver!