5 Nisan 2018 Perşembe

Şeker Portakalı - José Mauro De Vasconcelos



Jose Mauro De Vasconcelos'un yazdığı Can yayınlarından çıkma 182 sayfalık bu kitabı çok seveceksiniz. Kitap 5 yaşındaki kahramanımız Zeze'nin dilinden yazılmış. Arka kapakta yazdığı gibi yazar kitabı 12 günde yazmış çünkü zaten kitap kendi hayatından izler taşıyor. Okumayı kendi başına öğrenmesi 11 çoçuktan oluşan yoksul bir ailenin parçası olması kitapta var. Kahramanımız Zeze çok akıllı, meraklı ve yaramaz çocuktur. Yaramazlıkları yüzünden sık sık dayak yer. Ama ailesi yoksul olsa da gönlü çok zengin duyarlı bir çocuktur. O yüzden de çok üzülür ya, onunla birlikte biz de üzülürüz.


Arka Kapak 

Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, 1920'de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu'da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayâlini kurdu. Liseyi Natal'de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayâller peşinde Rio de Janeiro'ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu. Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu 1940'ta yayımlandı. 1945'te yayımlanan Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı. "Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze'nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988'de öldü.

Alıntı


Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.

Seni yüreğimde canlandırarak öldürdüm.

Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.

''Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”

Küçük düşmek, çektiğim acıdan daha çok üzüyordu beni.

Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyorum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik.


Spoiler Yorum

Ah Zeze sen neymişsin ya. Nasıl sevdik seni öyle. Seninle birlikte sevindik seninle birlikte ağladık. 
Kitabın başında ''insanın yoksul bir babası olması ne kadar kötü'' dedikten sonra babanla göz göze gelince resmen kalp atışını duyuyordum. Nasıl kötü hissettik orada, üzüldük.
Kitapta aslında Zeze'nin yaptığı tek kötü şey var ve aslında hepsini de kışkırtma sonucu yapıyor. O küfür sahnesini diyorum ama o küfrün ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordu ve 5 yaşında bir çoçuktu. O kadar dayak yemeyi hak etmemişti. 
Kitap bittiğinde bile o şeker portakalının kesildiğini, sevgili ''Portuga''sının öldüğüne inanamadım ama kabullenmek zorunda kaldım. Ne kadar çocuk kitabı gibi görünse de çok duygusal ve her yaşta okunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

2 yorum:

  1. Benim için anlatılması güç, yüreğimde yer eden bir kitap Şeker Portakalı... İyi ki tanıdım seni Zeze.

    YanıtlaSil

Okuduysan ses ver!